|
|
Yıllardır ekranlarda ve beyaz perde de izlediğimiz Veysel Diker, son günlerin nam-ı değer Tacettin’i…
Avrupa Yakası ile evlere giren oyuncu aslında dünden bugüne bir çok hatırı sayılır projede rol aldı.
(Yılan Hikayesi, Şaşı Felek Çıkmazı, Evdeki Yabancı, Dedelerimi Evlendirirken, Tatlı Hayat, Son, Abdülhamit Düşerken, Fişgittin Bey, Avrupa Yakası, Sevda Tepesi, Hayırdır İnşallah, Dünyayı kurtaran adamın oğlu, Adem’in Trenleri)
Her an kahkayı basıveren neşeli halleriyle içinde bir çok şeyi öğüttüğünü sergileyen DİKER, naifliği ve duyarlılığıyla da gerçek bir sanatçı...
Kafasızlığımdan hazırladığım soru kağıdına Veysel yerine Levent yazmışım… Uzun süre güldük buna… Ne röportajı, sen önce git adımı öğren de gel dese yeriydi… Neyse ki demedi de, sizler için bu keyifli sohbeti gerçekleştirdim…............................................
|
| |
| |
|
NİL-Kendini 3 kelimeyle anlat desem, neler dersin?
VEYSEL DİKER- Şımarıkça olacak belki ama, kendimi zeki bulurum, yaşam dolu ve kısa boylu...
(Gülüşmeler...)
NİL- Seni tanımayanlar için anlatır mısın Veysel DİKER kimdir?
VEYSEL DİKER- 1967 yılında doğdum, biraz yaşlıyım. Konservatuardan önce başka bir bölüm okudum. İşe başladım hayatımda her şey yolunda gidiyordu…
Tiyatroyu kafaya taktım o zaman 23 yaşındaydım. Konservatuar’da tiyatro bölümünde okudum. Daha önce amatör olarak tiyatro yapıyordum zaten. Okul bitti. Ankara’dan İstanbul’a geldim. 8 yıldır İstanbul’dayım.
Bir çok dizi, reklam ve sinema filmlerinde rol aldım. 1985’den beri tiyatroyla uğraşıyorum. 1990’dan beri profesyonel olarak çalışıyorum. Oyunculuk serüvenim devam ediyor ve keyifli gidiyor. Uzun bir emek döneminin keyifli günlerini yaşıyorum diyebilirim. Bu alanda var olmak için çok emek harcadım. Ve sanırım şimdi bir şeyler oturdu.
|
|
|
|
| |
Mesela yemek yapmayı çok seviyorum. Örneğin dün, Karayip usulü balık yahni yaptım. Dünya mutfaklarından örneklerle balık yemekleri yapıyorum son günlerde… Tatil yapmayı çok seviyorum. Sinemayı tabi ki çok seviyorum. En son vizyon filmlerinden Hırsız’ı izledim. Çok güzeldi.
NİL- Son günlerin konuşulan filmi “Barda” için neler diyeceksin?
VEYSEL DİKER- Barda filminin maalesef yarısında çıktım.
NİL- Barda'da seni tatmin etmeyen şey neydi?
VEYSEL DİKER- Şiddetin yalanlığı ve yavanlığı... O dayandığı nokta bana fazla gerçekçi gelmedi, değmedi bana… Hayatta birçok şey var ve her şeyin bende karşılık bulması gerekmiyor. Barda filmi de onlardan biriydi.
NİL- Hit filmlerin neler peki?
VEYSEL DİKER- Büyük konuşacağım ama Türk sinemasında benim hayatımın filmi diyebileceğim filmler yok. Ama Türk sineması şuan da ayağa kalktı. Fazla eleştiri yapmamak lazım. Çekilebildiği kadar film çekilmeli ki, iyi filmlere doğru gidebilelim. Ayrıntılarında göz önüne alındığı, zekanın da parladığı filmlere ulaşabilmemiz için önce bu kaba dönemi geçmemiz gerekiyor. Türk sineması adına bir geçiş dönemi diyorum ben buna.
| |
|
NİL- Özellikle son 5 yıldır Türk sinemasında müthiş bir canlanma var, birçok filmimiz festivallerden ödülle dönüyor…
Peki bu ayaklanmanın sebebi ne?
VEYSEL DİKER- Televizyon dizilerinin büyük bir katkısı var aslında. Birçok yapım şirketi bu dizilerden iyi paralar kazandı. Ve bu parayı da sinemaya aktarmak isteyen çılgınlar da içlerinden çıkıyor benim kıyafetlerimi giydi bu dergi için, böyle bir projeydi.
NİL- Klasik sorulardır bunlar ama neden oyunculuk neden tiyatro?
|
|
|
VEYSEL DİKER- Kendimi var edebildiğim tek alan tiyatro olduğu için… Kendimi mutlu hissettiğim bir alan olduğu için… Bence insanlarda bu kısa ve saçma hayatta mutlu oldukları şeyler dışında hiçbir şey yapmamalı. Mutlu olmadığınız hiçbir şey yapmayın. Bu neye gebe olursa olsun… Uyanmak istemiyorsanız uyanmayın, yemek istemiyorsanız yemeyin, yürümek istemiyorsanız yürümeyin… Ne yapmak istiyorsanız onu yapın. Hayatın geçiciliğinin fazla farkına vardım galiba, hep ruhumun peşinde koştum. Ruhumda beni oyunculuğa, tiyatroya döktü…
NİL- Konservatuar sınavlarına hazırlanmak hep sancılı geçer ya, o yıllarda neler yaşadın? Bir de bu konservatuar sınavlarında torpil işliyor diyenlere ne diyeceksin?
VEYSEL DİKER- Keşke torpil olsaydı da zorlanmasaydım o kadar, göbeğim çatladı girene kadar… Ama son sınavda bölüm başkanı Sevda Şener’e şöyle dedim: “Bu bölümü kazanacağım ve sizin koltuğunuza oturacağım”. Bu kadar kararlıydım. Kararlığımın bu bölümü kazanmama yardımcı olduğunu düşünüyorum başka da bir şey yok. Babam memurdu, torpil yaptırabilecek bir gücü yoktu. Güç bendeydi, ben yaptım ben kazandım.
NİL- Nasıl bir çocukluk geçirdin peki? (Röportaj değil de psikolojik seans yapıyorum sanki…)
|
|
VEYSEL DİKER- Zor... Kendini var etmek öyle kolay olmadı, öğrenciyken çalışmak zorundaydım. Tiyatro bölümünde okurken , hafta sonları kış sezonunda Ankara'dan Uludağ'a giderdim. Çocuklara tiyatro ve animasyon yapardım. Büyük bir laf edeyim; ben 5 yaşından beri kimseden para almadım.Çocukluğum inanılmaz zor geçti. Babam fakirdi. Ama ben kazandım, bu da benim egomu fazla cilalamıştır. Yani bencil denebilecek sınırlara zorladı beni biraz… Kendimle aram çok iyidir.
Özdemir ASAF’ın bir lafı vardır: “Ben konuşmak istediğim zaman sizler yoktunuz” öfkesi vardır biraz bende…
NİL- Konservatuar bitirmiş tiyatro kökenli oyuncuların, bu işin eğitimini almayıp ta oyunculuk yapan insanlara sitemi var mı olmalımı?
VEYSEL DİKER- İşleri çok zor, üzülürüm onlar adına… Çünkü çok uzun bir yol, evet tiyatro ve oyunculuk sezgisel olarak yapılabilir… Fakat sezginin yetmediği noktalarda, aklın ve zihnin gerektiği yerlerde tıkanmaları, onların o güne kadar kat ettikleri mesafeyi bir anda sıfırlayabilir… Dolayısıyla bu iş ve ruhsal rahatlık için zihinsel alt yapının çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bir gün sette veya bir tiyatro sahnesinde mutsuz olmamak için bu işin alt yapısının bilmek gerekiyor. Sitem asla değil, üzülürüm onlar adına…
NİL- Bazı yönetmenler ve yapımcılar tiyatrocuların beyazperdeye yakışmadığını, doğallıktan uzak olduğunu savunur ya, sen ne diyorsun buna?
|
|
|
|
VEYSEL DİKER- Doğru söylüyorlar aslında… Tiyatro sahnesindeki oyunculuk daha büyük bir oyunculuk… Çünkü 100 metre uzaklıktaki bir insana da oyununuzu ulaştırma kaygısı taşırsınız… Ve büyütürsünüz oyunculuğunuzu… Oysa sinemada kamera gelir burnunuzun dibine girer, o 3 santimde çok küçük bir oyun oynamanız gerekir. Çocuk tiyatrosu oyunculuğu da oyuncuların çoğunu etkiler aslında. Çünkü o daha da dışa dönüktür, daha abartılıdır… Buda iç oyunculuğu zedeler... Dolayısıyla o gerekçeyi haklı buluyorum. Ama maalesef bu ülkede sinema oyunculuğu diye bir eğitim yok. Bu yüzden tiyatro oyunculularına ihtiyaç var, iyi bir uzlaşma ile orta yolu bulmamız gerekiyor…
|
|
NİL- Özellikle takip ettiğin ve beğendiğin oyuncular?
VEYSEL DİKER- Haluk BİLGİNER’i çok severim tabii ki… Bennu YILDIRIM’lar var acayip beğenirim onu, fazla çıkmaz piyasaya ama inanılmaz bir oyunculuğu var. Nazan ÇAKAR vardır, iklimler de oynadı… Onun oyunculuğunu çok sevinirim. İyi oyuncular kesinlikle var Türkiye de bunların iyi projelerle iyi yönetmenlerle karşılaşması zaman alıyor demek ki… Mesela ben varım :)
NİL- Geçtiğimiz aylarda web sitemizin söyleşi konuğu Çağan IRMAK’tı. Şaşı felek çıkmazında beraberdiniz… Çağan IRMAK filmlerini nasıl buluyorsun?
VEYSEL DİKER- Çağan IRMAK çok iyi. Türkiye’nin 2015-2020’li yıllarının yönetmeni…
NİL- Çok acımasız mı eleştiriyorlar onu?
VEYSEL DİKER- Kıskanıyorlar ya… Yani bu kadar genç bir adam nasıl böyle 4-5 milyon kişiyi tek başına sinemaya çekiyor ve oynattığı oyuncularda Türkiye’nin en iyileri.. Çağan’ı kabul edecekler, bence ilerleyen yıllarda önünde de eğilecekler..bırakın kabul etmeyi Çok zeki bir insan Çağan… Bu işte zeka gerekiyor... Bir sürü kıskanç insan var Türkiye ‘de .. Var olmamış, var olamamış ve var olana da çamur atmaya çalışan bir sürü saçma sapan insan var. Doğal bunlar.. insan var ne yazık ki… |
NİL- Avrupa Yakası nasıl başladı, Tacettin karakterini nasıl buluyorsun?
VEYSEL DİKER- Gülse Birsel ile görüştük, bu iş görüşmesi için… Konuştum anlattım anlattım anlattım "Aha Tacettin bu" dedi… Ve Tacettin oldu. Gülse’nin kafasındaki Tacettin’e uyduğu için herhalde… Ama o evlendikten sonra Tacettin dizide bunalımda, nerde olduğu ne yaptığı belli değil… Serseri mayın gibi geziyor Tacettin. Tacettin’in kaderi ne olacak bilemiyorum. Tacettin’ler ölmez Avrupa yakası bölünmez :)
NİL- Sana gelen projeleri nasıl, neye göre değerlendiriyorsun, kıstasların neler? Senaryo, yönetmen, karakter?
VEYSEL DİKER- Verdikleri paraya göre :)Türkiye de bir oyuncunun gelebileceği en güzel nokta proje seçebilme lüksü… Keşke bir takım maddi kaygılarımız olmasa da bizde öyle bir seçim yapabilsek…
|
|
NİL- Sen o lükse eriştin mi?
VEYSEL DİKER- Derginin Eli kulağında… Eriştim gibi… Bu da ekonomik güçle ilgili bir şey… Çünkü biz o kadar kaygan bir zemindeyiz ki.. Kara listeye alınırsan... Ufacık bir piyasa zaten… Türk sinemasına sanayi bile diyemeyiz buna, bir sektör... Minicik bir sektör... 5-6 tane büyük yapımcının iş yaptığı, diğerlerinin burada fazla belirleyici olmak kolay değil Nil, bunun için sakin sakin ilerlemek lazım. Belirleyici olacağım günlere az kaldı ama…
|
|
|
NİL- Senaryo da bürüneceğin karaktere nasıl hazırlanıyorsun?
VEYSEL DİKER- Önce senaryoyu okuyorum tabii. Onu düşünüyorum... Bu lafları eden bir adam nasıl bir adamdır diye düşünüyorum. Oradan varıyorum ona... laflarından... Senaryonun bizzat içeriğinden.. Şu hareketleri yapan, bu lafları eden nasıl bir insanı düşünüyorum. Zaten iyi bir senaristse kafası karışık değilse o karakteri sana birkaç noktada ipucu verir.
NİL- Bu işe yeni başlayan gençlere bakış açın nasıl, bu işe yıllarını vermiş biri olarak neler söylersin onlara?
VEYSEL DİKER- Çok inanmaları gerekiyor. Asla vazgeçmemeleri gerekiyor... Vazgeçince daha sonra inanacakları başka bir alan yok… Yani oyunculuktan vazgeçeyim sonra marketçilik yapayım, marketçilik çok mu kolay sanıyorsun… Bu iş çok daha zor… Aslında tabi var olmak zor… Seçtiğiniz alanda var olmaktan korkmadan, kendinize güvenerek, korkularınıza yenilmeden, nerdeyseniz onun üzerine gitmek… Benim herkese söyleyebileceğim tek şey bu...
Korkmamak lazım, kaybedecek hiçbir şeyimiz yok ki... İnanırsanız kazanacağınız çok şey var… İnanırsanız hayat size çalışır… İnanmazsanız hayat sizi dışına atar. Çünkü hayatın inanan kişilere ihtiyacı var. Hayat zaten bir yalan... Hayat diyor ki: Bana inan, senin gerçeğin olayım… Eğer bana inanmazsan senin gerçeğin olmam diyor hayat… Bu mesajı sürekli her yerde veriyor. Bunu görmek lazım, bunu görmek içinde inançsızlığı yaşamak lazım, belki düşmek lazım, belki hayal kırıklığı yaşamak lazım... Bu aşklarda da olur ya, hayal kırıklığı yaşaya yaşaya bir gün inanacağın kendini bulursun... Ama umarım bu süre herkes için kısa olur…
NİL- En büyük hayal kırıklığın neydi… Seni düşündüren ve üzen…?
VEYSEL DİKER- Mesleğimle ilgili bir şey söylemeyeceğim... Çok insani bir duygu bu... Ölümün çok yakın olduğunu iyice kavramam.. Artık kesin kabul ediyorum… Öleceğiz... Ölümün çok gerçek olduğunu anladığım zaman çok kızdım hayata... Gideceksin o zaman niye bu kadar güzelsin dedim… Hayatta dedi ki bana: buradayken değerini bil o zaman. Bende onun değerini bilmeye çalışıyorum, gideceğini bildiğim halde… Hayal kırıklığım budur ama aslında barışmamda burada başladı… çok üzmüştü beni, ve bir arkadaşımın öldüğü döneme denk gelmişti...
|
 |
Hiççiliği yaşadığım bir dönem geçirdim, bir büyüme dönemi aslında… Babam ölecek diye üzülürdüm önceden… Babam yaşıyor hala... Babam şimdi ölürse ne güzel hayat bir yaşadı diyip, onu uğurlayabileceğimi biliyorum artık… İyileştirdim kendimi…
Bence insanların en büyük problemi de ölümün aslında bitişin sabitliği... İstediğin kadar tırmala, bir gün bitecek her şey… Eee bitecekse şimdi bitsin o zaman diye bitiyor diyor beyinler ve bence yaşarken ölüyor birçok insan... Bence birçok insanın en büyük mutsuzluk kaynağı bu… |
NİL- 2 Mart'ta vizyona giren bir filmin var. Adem’in Trenleri… Neden gidelim biz bu filme?
VEYSEL DİKER- 2 çocuk oyuncu var orda... Muhteşemler… Barış… Olağanüstü yönetti bu filmi… Çok iyi bir görüntü yönetmeni var… Işığıyla montajıyla içimize sindi her şey… Bende dublajda gittim gördüm… Bence çok naif bir film… Çok insan... Bir insanın dönüşümü var orda… Bir insanın insan olmasını çok naif veren bir film… Sanat filmi bence… böyle harala gürele vizyon filmi değil… Olmasında zaten... ‘0 tane öyle film çekildi, bir tane de böyle film çekilsin diyebileceğimiz bir film... Festivallere gittiğinde de birçok insanın yüreğine değeceğine inanıyorum ben...
NİL- 40’lı yaşlarına ulaşmış iyi bir oyuncu olarak, artık hayattan beklentilerin neler?
|
|
VEYSEL DİKER- Hayattan beklediğim tek şey huzur, güvenli bir hayat… Yaşlanmaya başlayan bir insanın gezmek görmek istiyorum, her şeyi yaşamak istiyorum, her kareyi yaşamak istiyorum yaşamayı çok seviyorum. Öleceğimizi biliyoruz ya, az zaman kaldı… Hayattan istediğim bunlar umarım bir süre daha izin verir bana. Tamam; söz gideceğim ama biraz daha kalayım…
NİL- Ülke politikasını nasıl değerlendiriyorsun? Neler senin canını sıkıyor?
VEYSEL DİKER-Bu ülkeye olan inancımı Hrant DİNK’in öldürüldüğü gün kaybettim. Çok ağladım o gün evde. Bu ülkeyi çok seviyorum ben... Bu ülkenin her yerine gittim ben, inanılmaz bir coğrafya var ama üzerindeki kültür çok vahşi… Bunun incelmesi gerekiyor… Bu ülkenin üzerinde yaşayan bir çok insan kabalıklarıyla bu ülkeyi hak etmiyor bence. Bu ülkeyi yaşamak için biraz ince olmak lazım… Her tarafı çok güzel… Değerini bilmiyoruz. Çünkü bu ülkenin birçok insanı kendi değerini bilmiyor öncelikle. Kendi değerini şişirme bilgilerle biliyor. Kontrolden çıkmış bir kibirden sıyrılabilsek, insan olmayı öğrensek önce o zaman hak edebileceğiz… Günah oluyor bence bu ülkeye… Bizim elimizde…
Çok istikrarlılar… Baksana 5 yıldır iktidardalar… Umarım daha iyi olur… Dinsel eğilimi ağır olan yönetimlerin şeffaf olabileceğini düşünmüyorum. Çünkü dinsel ağırlığı olmayan insanlara eşit davranabileceklerini düşünemiyorum. Buna ne kadarda "hayır öyle değil" deseler de, bana inandırıcı gelmiyor. Çünkü taraflılar… Dolayısıyla biraz taraflı buluyorum onları… Bir taraf için kazıdıklarını diğer taraf içinse tırnaklarını çıkardıklarını hissediyorum sanki… Çok daha sert cümlelerim var aslında ama ölmek istemiyorum…
Hazırlayan : Nilay OLCAY
|
|
|