Ayın Röportajı
 
 

 

 

Şaban YALAZI

Karacabey'de Şaban YALAZI deyince akan sular duruyor, herkes büyük bir saygıyla bahsediyor ondan... Çünkü Karacabey için öyle güzel şeyler yaptı ki Şaban YALAZI, öyle seviyor, emek veriyor ki doğduğu yer, çocukluğunun geçtiği Karacabey için, onun bu yaptıklarına duyarsız kalmak imkansız... İşte bir Karacabey sevdalısı olan Şaban YALAZI'nın gözünden ilçemizin dünü ve bugünü...


 
 
NİL- Öncelikle Karacabey'den başlayıp Almanya'ya kadar uzanan hayat serüveninizden bize bahseder misiniz biraz…?

Şaban YALAZI- Peki, Karacabey'de doğdum. Karacabey tabi bizim çocukluğumuzda çok küçük bir yerdi. Bu kadar büyümemişti, ama bizim dünyamızda Karacabey çok sevimli bir yerdi bizim için.Bu yaşlara geldikten sonra Karacabey'deki bu yapılaşmayı gördükten sonra Karacabey'e yabancılaştığımı hissetmeye başladım. Çocukluğumuz burada geçti. Ben, Karacabey'in sokaklarında çok simit sattım. Bizim fırınının simitlerini sattım. Sokak sokak bilirim. Karacabey'de delikanlı olduk, Karacabey'de futbol oynadık, Karacabey'de okudum.Karacabey'den dışarı çıktım ama Karacabey'den kopamadım, kopmakta mümkün değil zaten.

 
 

Çünkü bizim bütün dünyamız, bütün her şeyimiz Karacabey, bunu önce hissetmek lazım. Ama işte iş hayatı , iş hayatının rüzgarları beni taa Almanya'ya attı. Benim çalıştığım Dışişleri Bakanlığın imkanlarıyla yurt dışında görev aldım. 32 yıldır yurt dışında çalışmış olmama rağmen, sanki çocukluğumdan beri hiç gitmedim Karacabey'den. Ama bu kadar yıl içerisinde bir çok özlemlerimi yurt dışında gördüğüm örneklerin burada yapılamıyışını veya her yeri tarih kokan Karacabey'in bazı yerlerinde yapılan faiş hataları görünce çok üzülüyorum. Buda beni çok derinden yaralıyor. Karacabey belediyesi binasının bütün Karacabeylilerin önünde yıkılmasından çok büyük üzüntü duyuyorum. Ve buna Karacabeylinin nasıl izin verdiğini bir türlü anlamıyorum, anlamakta güçlük çekiyorum. Karacabey'in tarihi yangın öncesi ve yangın sonrası diye ikiye ayrılır. Yangın sonrası Karacabey'den hiçbir eser yok, bir iki taş bina yandı. Ulu camii, İmaret camii, tek katlı küçük kerpiç binalar yandı, yepyeni bir plan çizildi. Planın bir köşesine belediye kondu, bir köşesine Hükümet Binası , Merkez ilkokulu, Albayrak Mağazaları ama sırayla biz onları yıkmaya başladık. Bu yıkılan tarihtir. Çok acıdır… Esas acı olan bu yıkım bütün Karacabey'in gözünün önünde olmuştur. Yıkılan bence bir bina değildir. Yıkılan bir tarihtir. Bizim için, Karacabey için duygu yönünde de tarih yönünde de çok büyük değer verdiğimiz bir binanın Karacabeylilerin gözü önünde yıkılmasını bir türlü kabullenemiyorum.

NİL- Tarihe olan ilgi ve merakınız ilk ne zaman ve nasıl başladı?

Şaban YALAZI- Merkez ilkokulunda müdürün kapısının önünde Karacabey tarihçesini anlatan bir fotoğraf vardı.İlk okula giderken o fotoğraf beni çok etkiledi.O fotoğrafta imaret camisinin altında çok küçük bir özet vardı. İlk okuldan itibaren Karacabey'in bir tarihi olduğu ve bu tarihin çok gerilere gittiği kafama kazınmıştı. İlerleyen yıllarda Ulu camiye yıkılmış haliyle giderdik ve ben onun hep tavanına bakardım, tavandaki süslemelere bakardım. Daha sonra restorasyon çalışmaları yapıldıktan sonra bu süslemelerin, renklerin kaybolduğunu gördüm. Yani tavanı yaptılar, benim çocukluğumda en çok iz bırakan Merkez ilkokulundaki fotoğrafın ne zaman ki tekabül ettirilip restorasyon çalışmaları bittiğinde o tavandaki motiflerin aynı renklerle işlendiğini görseydim çok daha mutlu olacaktım. Belki de işim gereği Karacabey'den uzakta olmamın verdiği bir özlemle de bu kadar yöneldim tarihe. Ama müdürün kapısının önünde asılı olan fotoğrafı hala o günkü sıcaklığıyla hatırlarım.

NİL- Peki 1999 yılında çıkan Karacabey isimli kitabınızın önsözünde Karacabey'i tanıyın, tanıyıp benimseyin ki, bizim olsun, bizim olsun ki, koruyalım demişsiniz… Sizce Karacabeyliler Karacabey'i yeterince tanıyor ve seviyor mu?

 
 

Şaban YALAZI- Hiç!!! Tam anlamıyla hiç! Eğer Karacabeyliler Karacabey'i tanıyalım ki sevelim, koruyalım sözünü benimsemiş olsalardı bu belediye binasını yıkmazlardı. Canbolu köprüsünün başında Yunanlıların . Canbolu köprüsüne yaptığı tahribatı tamir etmek için gelen İstikam Birliğinin verdiği 8 tane vatan evladımızın, (şehitlerimizin) anısına dikilmiş olan o taşı kaybetmezlerdi. Bunların hepsi Karacabey ve Karacabeylinin gözü önündeydi. Ama şuanda ikiside yok,bir taşa bile sahip çıkamadılar.

NİL- Karacabey'de çocukluğunuz nasıl geçti, o günlerden neler hatırlıyorsunuz?

 
 

Şaban YALAZI- Bizim zamanımızda Karacabey çok küçüktü tabi. Benim çocukluğumda babamın fırını vardı. Sabah ezanında kalkmak zorundaydık. Sabah ezanında kalkardık babamın fırınındaki simitlerden 1 tabla alırdım önce bir satardım, bitirirdim.harçlığımı alır önlüğümü giyer okula giderdim. Ama kendi harçlığımızı kendimiz kazanırdık. Böyle bir yaşam tarzımız vardı. O harçlığımızla kitaplarımızı da alırdık. Ama kimseyede muhtaç olmuyorduk.

NİL- Sizce Karacabey'in 10 yıl içerisinde mutlaka tamamlanması gereken eksiklikleri nelerdir?

Şaban YALAZI- 10 yıl içerisinde mutlaka tamamlanması gereken eksikliklerin başında Mahmut Bey ile yaptığımız söyleşiden öğrendiğim kadarıyla Karacabey Ticaret ve Sanayi Odası'nın gündeminde olan şimdilik sanal düzeyde başlayan, ama mutlak suretle sanaldan çıkarak Kent Müzesine dönüştürülmesi gereken bir olgu. Eğer KTSO sanal Kent müzesini Karacabey Kent müzesine dönüştürebilecek konudaki desteklerini esirgemezse herhalde Karacabey için yapılacak en büyük hizmet bu olur.

NİL- Peki bu Sanal Kent Müzesine neler konulabilir?

Şaban YALAZI- Sanal Kent müzesine antik çağlardan başlayarak, Karacabey ve civarında halen mevcut, İstanbul ve Bursa Arkeoloji müzelerinde sergilenmekte olan, Karacabey ile ilgili Arkeolojik buluntuların mutlaka konulması lazım. Çünkü Karacabey'in tarihi komşu Miletopolis şehri ile çok eskilere dayanır. Karacabey ve çevresinin tarihi bunu kast etmek istiyorum. Çok eskilerden başlayan bir tarihin çok eskileri anlatan haritalar, yazıtlarla desteklenerek günümüze gelecek şekilde ve Karacabey'de daha önce var olan meslek grupları ama şuanda unutulmuş meslek gruplarının da sergilendiği bir kent müzesini görürsem herhalde gözüm açık gitmez.

 
 

 
 
 

NİL- Şimdiye dek Karacabey'in tarihinden, geçmişinden bahsettiniz hep.Peki Karacabey'in geçmişini bu kadar iyi bilen Şaban YALAZI, Karacabey'in şuan ki durumu hakkında ne düşünüyor? Eğitimi ile, kültürüyle, sosyal hayatıyla, belediye çalışmalarıyla…

Şaban YALAZI- Bizim çocukluğumuzdaki Karacabey'in sevimliliği şimdi yok. Şunu düşünmek lazım; Karacabey'de bizim çocukluğumuzda elektrik bile yoktu. Geceleri saat 12'de İtfaiye'nin bulunduğu binada çalışan bir jenaratör vardı.Geceleri saat 12'de kesilirdi..Tabi sosyal hayat değişti, kültür seviyesi çok değişti ve Karacabey Türkiye kültürüne çok iyi insanlar yetiştirdi. Ama bütün bu güzelliklerin yanında Karacabey bir şehir olarak eskiyi buram buram hissettiren bir şehir olmasına rağmen, mimarı olarak çok çirkin gelişti. Ve Karacabey'de binaların yapı tarzını gördüğümde, dişleri dökülmüş çok çirkin bir görüntüsü olan bir ağız görüyorum. Halbuki bu yapı belli bir disiplin içersinde yapılsaydı, yeni gelişen bir kasabanın çok daha güzel, çok daha şirin olması mümkündü. Bunda da kimin payına ne düşüyorsa onu alsın…

NİL- Karacabey kitabınızı hazırlarken Avusturya Bilimler Akademisinden yardım almışsınız, bunu nasıl başardınız, zor olmadı mı?

Şaban YALAZI- Avusturya Bilimler Akademisinde SCHWERTHEİM diye bir araştırmacı yazarın Kyzikos ve çevresi yazıtları isimli kitabının bir dipnotuna rastlamıştım. Almanya'ya döndüğümde kütüphaneden Avusturya Bilimler Akademisinden SCHWERTHEİM'ın Kyzikos ve çevresi yazıtları isimli kitabının olup olmadığını sordum; Bizde yok ama biz size getirtiriz dediler, bir baktım ertesi gün Avusturya'dan kitap geldi. O kitabı her Karacabeylinin görmesi lazım. Kyzikos ve Miletopolis bizim komşumuz.

 
 

Bu bölgede Antik çağların en önemli yerleşim merkezidir. SCHWERTHEİM gelmiş Karacabey'de bu araştırmaları yapmış,çok enterasandır, o bulduğu mezar taşlarından, o yazıtlardan 4 tanesinin altında not vardır. Bu taşlar Kaymakamlıktadır diye… Ben kaymakamlığa gittim bu taşlar sizdeymiş, görebilir miyim dedim, hiç kimsenin haberi yok! Ama Avusturya Bilimler Akademisine bu kitabı hazırlayan SCHWERTHEİM'ın kitabında bu taşlar Kaymakamlıktadır diye yazıyor. Şimdi bunu şöyle görmek lazım, çok iyi bir araştırmacı gelmiş bizim bölgemizi taramış, hatta bazı taşların şu köydeki şu kişinin bahçesinde olduğunu yazacak kadar detaylandırmış. Ama biz Karacabeyli olarak hiçbir şey yapmıyoruz.Bu çok üzücü…

NİL-Bununla ilintili bir soru soracağım Karacabey isimli kitabınızı hazırlarken gerek kendi arkadaşlarınıza, gerek yardım istediğiniz kişilere kırgınlıklarınız ve kızgınlıklarınız olmuş… Bu sitem insanların ilgisizliğine miydi…?

Şaban YALAZI- Tabii insanın bir araştırma yaparken mutlaka bir takım kaynaklara ihtiyacı var. Bu kaynaklara ulaşmak için bir takım denemeleriniz oluyor. Kaynakların kendilerinden de bilgi istiyorsunuz ama o kaynaklar size bu bilgiyi vermekte çekimser davranırsa başka yollar armanız lazım.İnsanoğlu size mutlak suretle size birebir bu konuda yardımcı olmayabiliyor. Ama buna gönül bırakmak denmez o anda tabii üzüldüğüm, çok zorluk çektiğim anlar oldu ama yılmamak lazım. Bizde yılmadık.O kaynaklara başka yerlerden ulaşmaya çalıştık ama bu çalışmayı yaparken de çalışma bittikten sonrada gördüm ki daha çok eksiklikler var.İnşallah bundan sonra bu konuya gönül verenlerin,ilgi gösterenlerin yardımıyla iyi şeyler yapacağız.

NİL- Karacabey ile ilgili böyle bir kitap yazmak fikri nasıl oluştu? Karacabey'e özlem duymak, yurt dışında olmak mı bu fikri tetikledi daha çok?

Şaban YALAZI- Bu da var tabii, dediğim gibi çocukluktan beri kafamda bir Karacabey tarihi olgusu vardı. Nitekim Ankara'da Yükseliş Kolejinde görev yaptığımda Ankara'daki kütüphaneden de bir takım bilgiler toplamaya başlamıştım.Çok eski yıllara dayanır, tabii yurt dışına gittikten sonra özlem mutlaka ağır bastı, bu çok önemli. Çünkü bütün sevdikleriniz, yakın dostlarınız buradadır. Onlara karşı kendimi sorumlu hissettim ve böyle bir çalışma hazırlayarak bütün Karacabeylilerin beğenisine sundum…

NİL- Yeni kitabınızı dört gözle bekliyoruz zaten… Hazırlıkları tamamlandı mı, ne zaman yayınlanacak ve bu kitabınızda hangi konuları işliyorsunuz?

Şaban YALAZI- Bu Karacabey kitabında da mahalleler, köyler de incelendiğinde görülür ki, Karacabey Rumeli'den çok göç aldı. Rumeli göçmenleri çok ağırlıklıdır. Hatta mübadeleden sonra da Karacabey'de mahalleler kuruldu; Drama mahallesi, Sırabademler mahallesi gibi büyük mahalleler kuruldu. Karacabey Rumeli göçmenlerinin ağırlıklı olarak yerleştirildiği bir kasabadır. Bu çalışmayı yaparken, niye Rumeli Türkleriyle ilgili bir kitap yazmayayım dedim, ona başladım. Bu kadar ciddi bir konudaki kitap 1-2 senede bitmez, kaynaklar burada ve ben yurt dışındayım. Belli bir aşamaya geldi fakat o kitabın yayına çıktıktan sonra belli bir tatmin sağlaması lazım, yeni yeni bir şeyler söylemesi lazım.Şuan da o yeterliliği sağlamıyor. Bu yüzden 1-2 yıl daha sürer, çünkü sıradan bir kitap yazmaktansa hiç yazmamak daha iyi.

NİL- Futbol dışında ilgi duyduğunuz bir başka spor dalı da güreş, bu merakınız nasıl başladı?

Şaban YALAZI- Bunu Hayati Pehlivan'a borçluyuz. Karacabey'de Hayati Pehlivan'ın başlattığı bu spor dalı çok önemlidir. Delikanlılığımızda panayır'ı gezmeye gittiğimizde yağlı güreşleri hiç kaçırmazdım. Bize bu şevki Allah Nur içinde yatırsın Hayati Pehlivan aşılamıştır. Onun için Karacabey Hayati Pehlivan'a çok şey borçludur.

NİL- Ailenize, Karacabey'e ve Karacabeylilere bu kadar özlem duyarken daha ne kadar Almanya'da kalacaksınız? Karacabey'e dönüp tekrar burada yaşamayı düşünüyor musunuz?

Şaban YALAZI- Ben yurt dışında çalışan bir devlet memuruyum. İki yıl sonra emekli oluyorum. Yurt dışında oradaki yerel makamlara oturma ve çalışma izini ile bağlı biri değilim.Ve yaşım dolduğunda, görevim bittiğinde tabiki Türkiye'ye Karacabey'e dönücem.

NİL- Türkiye-Almanya ilişkilerinde sizi bugünlerde en çok rahatsız eden konu ne?

Şaban YALAZI- Bugünlerde Almanya'da beklentiler onu göstermekte ki, bir iktidar değişikliği olacak. Şuan da bizim Avrupa Birliği'ne girmemiz konusunda en büyük desteği veren SPD hükümeti (Sosyal Demokrat Parti) seçimleri kaybedecek. Seçimleri kaybedecek ama karşısında bizim Avrupa Birliği'ne girmemizi asla istemeyen CDU (Hristiyan Demokrat Birliği) var. CDU (Hristiyan Demokrat Birliği), bizim Avrupa Birliği'ne girmemizi kesinlikle istemeyen demeçler vermekte. İktidara geçtikten sonra bu kadar katı demeçler verebilir mi bilmiyorum çünkü her muhalefet partisi muhalefetteyken bir takım şeyler söyler ama iktidar başka bir şeydir.Görünen o ki, SPD (Sosyal Demokrat Parti) dönemindeki Türkiye'ye olan yaklaşım o kadar sıcak, o kadar yakın bir Türk dostluğu görebileceğimizi zannetmiyorum. Büyük bir olasılıkla sevimsiz gelişmeler yaşayacağız.

NİL- Ben öncelikle bugüne kadar sitemize olan katkılarınız için, sonra da bu röportaj için çok teşekkür ediyorum.

Şaban YALAZI- Aman efendim ben teşekkür ederim çok büyük keyif duydum. Çok güzel şeyler yapıyorsunuz bunu her vesileyle söylüyorum, çok örnek bir çalışma, çok zaman harcadınız, çok büyük bir özveri ister bu çalışmalar ama beni en çok gururlandıran, böyle bir çalışmanın Karacabey'in yetiştirdiği sizin gibi pırıl pırıl gençler tarafından yapılması. Çünkü bir çok şehirde bu tür çalışmaların profesyonel programcılar tarafından ruhsuzca yapıldığını gördüm. Ama bizi en çok gururlandıran,bizim geleceğimiz Karacabey'in yetiştirdiği gençlere emanetmiş. Çok gurur duydum. Ve bütün çalışmalarınızı çok büyük keyifle takip ediyorum. Resmen tiryakiniz oldum. Siteniz yenilenirken, 1 ay çıldırdım, tiryakilik çok berbat bir şey, o 1 ay bana 1 yıl gibi geldi :) Bu teknoloji öyle güzel bir şey ki,insan ister Amerika'da, ister Almanya'da, ister Van'da isterse Bursa'da olsun her dakika her şey parmaklarınızın ucunda.Sizin hem Karacabeylilere hem de Karacabey'in dışında yaşayanlara verdiğiniz hizmet çok büyük. Aslında Karacabeyli olarak bizim size çok büyük şükran borcumuz var. Onun için lütfen bizim bu teşekkürlerimizi kabul edin, sizi kutluyorum….

NİLAY OLCAY